23 Ocak 2013 Çarşamba

Zaman Tünelinde İSTANBUL

İstanbul Üniversitesi-Darülfünun

Bab-ı Ali

Soğuk Çeşme (Sultanahmet)

Yeni Camii



Beyazıt Camii


Fotoğraflar Serdar Akyol ve Abdülkerim Akyol çalışmalarıdır.
Şehr-i İstanbul Facebook Sayfasını

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Elin Oğlu'na Nasıl Gidilir?

Elin Oğlu'na Gidiyoruz.

İlk kez Güney Kore'de AbnormalSummit adıyla yayına başlamış olan "Elin Oğlu", atv ekranlarında cumartesi gecelerinize renk katıyor! Türkiye'de hayatını sürdüren, farklı milletlerden 8 yabancı erkek, ilginç karakterleri ve farklı yaşam biçimlerine rağmen aynı masada… Bu toprakların havasını soluyan, bu ülkeye âşık 8 "Elin Oğlu"…

Biz, bizi biliyoruz da onlar nasıl biliyor? "Elin Oğlu" ne diyor? Kültürel farklılıklardan doğan birbirinden komik hikâyeler, espriler, tartışmalar, farklı ülkelerden ilginç videolar, program için özel hazırlanmış skeçler, çeşitli oyunlar ve elbette çok daha fazlası… 

Talk Show'un tarifini yeniden yapan "Elin Oğlu" Burcu Esmersoy ve Sinan Çalışkanoğlu'nun sunumuyla, cumartesi geceleri atv ekranlarında izleyicisiyle buluşuyor! 

Programın eğlenceli çekimlerine katılmak isteyen herkes için tek şart 16-30 yaş arasında olmak. Gidiş- dönüş olmak üzere Yenibosna, Kadıköy ve Mecidiyeköy'den kalkan servislerimiz mevcut. Ve herşey ücretsiz... Yapmanız gereken tek şey instagram @elinogluvarr hesabına DM atmak. Ya da habibegumus5934@gmail.com a mail göndermek. Eğlenceye ortak olun. 😊😊


Şehr-i İstanbul Facebook Sayfasını

13 Nisan 2012 Cuma

"Canım İstanbul" İbrahim Sadri seslendirmesiyle (N. Fazıl Kısakürek)



CANIM İSTANBUL
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; 
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. 
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim; 
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. 
Çiçeği  yaldız, suyu telli pulludur; 
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. 
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, 
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. 

İstanbul benim canım; 
Vatanım da vatanım... 
İstanbul, 
İstanbul... 

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; 
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... 
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at; 
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... 
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; 
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? .. 
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; 
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... 

O manayı bul da bul! 
İlle İstanbul'da bul! 
İstanbul, 
İstanbul... 

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; 
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği. 
Oynak sular yalının alt katına misafir; 
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. 
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, 
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... 
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? 
Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i... 

Kadını keskin bıçak, 
Taze kan gibi sıcak. 
İstanbul, 
İstanbul... 

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! 
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... 
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu, 
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. 
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından 
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından. 
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; 
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar... 

Gecesi sünbül kokan 
Türkçesi bülbül kokan, 
İstanbul, 
İstanbul...


NECİP FAZIL KISAKÜREK
Şehr-i İstanbul Facebook Sayfasını

30 Mart 2012 Cuma

İstanbul'da bir Moğol Kilisesi: Moğollar'ın Meryemi Kilisesi

Moğollar'n Meryemi Kilisesi 

İstanbul ve Moğol ilişkisi her ne kadar alakasız görünsede bu coğrafyanın cezbediciliği, diğer devletlerle olan siyasi ilişkileri şehrin simasına nasıl yansıdığını görmekteyiz. Bu örneklerden biri de Panaia Muhliotissa halk arasındaki adıyla "Moğollar'ın Meryemi Kilisesi" kilisenin bir diğer bilinen adı da Kanlı Kilise'dir.
 Kilise'nin tarihi 10. yy kadar uzandığı ancak bazı mimari verilere göre 11. yy olduğu ileri sürülmektedir. Basit planlı,  merkezi çevreleyen yarım kubbeleri ile gonca yaprağını andıran bir görüntüsü vardır. Daha sonra çeşitli restorasyonlarla yeni eklentiler yapılmış ve narteks kısmı sonradan eklenmiştir. 
 Kilise'ye adını veren olay ise siyasi mücadelenin kurbanı olmuş Bizans kralı VII. Mihael'in kızı Maria Palailegina'dır. Bizans yine bir entrikasıyla gündemdedir. Moğollar'ın Anadolu'yu kasıp kavurması, Anadolu'da Türk siyasi dengelerinin bozulması Türk baskısı altında bulunan Bizans'ın işine gelir. Durumdan daha çok yararlanmak için Moğollar ile ittifak kurmak ister ve kızı Maria'yı Hülagü Han ile evlendirir. Ancak prenses İran'a, Hülagü Han'a ulaşamadan Han'ın ölüm haberi gelir yolda. (1265) Halagü Han'ın ölümüyle üvey oğlu olan Abaka Han ile evlenmek zorunda kalır. Budist olan Abaka Han eşinin etkisiyle de Hristiyanlara hoşgörülü davranır. 20 yıl sonra Abaka Han'ın ölmesi üzerine unutamadığı doğduğu topraklara geri dönmek isteyen Maria, Moğolları'ın izniyle İstanbul'a yüklü bir mirasla geri döner. Harabe halinde olan bu kilisenin görüntüsüne dayanamaz ve onartır ve yakınlarına yapılan Kadın Manastırı'nda gözünü yumar. Moğollar'ın Meryeni olarak adını ölümsüzleştirir.
Fatih'in Fermanı
 Moğallar'ın Meryemi Kilisesi diğer Bizans kiliselerinden farkı ise günümüze kadar kalmış ibadetin devam ettiği en eski kilise olmasıdır. Kilise'nin Fetih'den sonra camiye çevrilmemesi ise çok ilginçtir. Mimar Atik Sinan'ın annesinin çok sevdiği bu kiliseyi korumak ister. Fatih Sultan Mehmed'e isteğini iletir ve Fatih'in Fermanı ile kilise camiye çevrilmez. "Atik" isminin azad edilmiş köle olması mimarın devşirme olduğu anlaşılır. Fatih Camii'nin ilk mimarı da olan mimar, Fatih'in Ayasofya'dan daha büyük kubbeli, büyük bir cami hayalini gerçekleştiremez. Mazaret olarak da depremleri öne sürer. Bu duruma sinirlenen Fatih ise Atik'in ellerini keser ve olay kadıya taşınır kadı Atik'i haklı bulunca kıssas hükmünü verir. Ancak Atik ile belli bir ücret karşılığında anlaşılır. Daha sonra olan depremde yapının hasar görmesi ise Atik Sinan'ın haklılığını gösterir. 
 Fatih ilçesinin Fener semtinde Firketeci Sokağı'nda bulunan bu tarihi Ortodoks kilisesi görülmeye değerdir. Özellikle içindeki mozaikler ilgi çekicidir.
Şehr-i İstanbul Facebook Sayfasını

3 Kasım 2011 Perşembe

İstanbul'da Bir Çini Müzesi: RÜSTEM PAŞA CAMİİ

Ferhat Paşa Camii


Kanuni Sultan Süleyman'ın biricik kızı Mihrimah Sultan'ın kocası olan Rüstem Paşa adına Mimar Sinan'a yaptırılır  Rüstem Paşa Camii. Cami iç süslemeleriyle çağının en güzel örneklerinden biri olup, Mimar Sinan'ın farklı bir yapı tarzı denediği bir camidir. Ancak cami yapıldıktan sonra çok görkemli olmadığı idda edilir ve bunu da Mimar Sinan'ın da Mihrimah Sultan'a talip olması ve Rüstem Paşa'yı kıskandığında ötürü yaptığı söylenir. Doğru mudur bilinmez ama Mimar Sinan'ın aşkını nasıl sembole edip astroloji ve mimariyi nasıl aynı çizgiyi koyduğunu daha sonra yazacağım... Mimar Sinan ise bu iddalara yanıt olarak caminin içini öyle bir süsler ki kimse ses çıkaramaz Koca Sinan'a...
Rüstem Paşa Cam
 Rüstem Paşa Camii, Tahtakale'de olup Mimar Sinan'ın deniz kıyısına yaptığı üç camiden biridir. Dörtgen planlı bir cami olup giriş ve çıkışları sağlı ve solludur. Dar bir merdivenli çıkışı demir parmaklı camlar aydınlatır. İki çıkışıda birbirinin kopyasıdır ancak yoğun bir cemaat olunca sıkışıklıklar yaşanmaktadır. Merkezi kubbe kemerlerle dört fil ayağına ve sütunlara oturtulur. Son cemaat yeri ise altın sütunlu beş kubbelidir. O muzzam çinileri ise İznik çinileri olupdöneminin çini sanatını sergilemektedir.
 Rüstem Paşa'ya da değinmeden de geçmeyelim. Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem SUltan'dan kızı Mihrimah ile evlenen Rüstem Paşa; zeki, zengin, entrikalara karşı durabilen, parayı iyi değerlendiren uyanık bir adamdır. Hürrem Sultan'ın entrikalarında etkin rol oynamış ve II. Selim'i tahta çıkmasına katkı sağlamıştır. Daha üçüncü vezirken Mihrimah ile evlenmeye layık görülmüş ancak makamı bu evlilik için yeterli olmayınca Diyarbakır'a tayin edilir. Geleceği parlak Rüstem Paşa düşmanları tarafından da çekilmez ve hakkında bir takım dedikodular yayarlar... Rüstem Paşa'nın cüzzam olduğu iddası dilden dile dolaşır. Kanuni Sultan Süleyman ise iddanın doğruluğunu araştırmak üzere Paşa'nın peşine bir doktor takar. Doktor Rüstem Paşa'nın odasına girer ve eşyalarını karıştırır... Elbisesinin üzerinde bit görünce tarihe geçecek şu beyiti kaleme alır.


"Olacak bir kişinin bahtı kavi, talhi yar,
    Kehlesi (biti) dahi mahallinde işe yarar,"

Rüstem Paşa Camii içi
 Bu beyitin üstüne Rüstem Paşa'nın adı "Kehle-i İkbal" e çıkar ve Sadrazam olur. Yeniçeriler'in çok sevdiği Şehzade Mustafa'nın öldürülmesinde ve Hürrem'in şehzadesinin taht yolunu açmasında büyük katkıları olan Rüstem Paşa Yeniçeriler'in baskısına fazla dayanamaz ve kovulur saraydan. Ancak Kara Ahmet Paşa'nın yok yere idam edilmesini sağlayarak ikinci kez sadrazam olur. Saray içinde, saray dışında çok sevilmeyen Rüstem Paşa zenginliğini ise yapılar yaptırarak gösterir birçok yerde camiler, külliyeler, çeşmeler yaptırır. Rüstem Paşa Camii'nin çinilerinin de büyük maddi külfetini kaldırmış hatta İznik atölyeleri yetişemeyince çinilere Kütahya'ya çini atölyesi yaptırdığı da söylenir. Rüstem Paşa Camii'nin kitabesinin olmaması da dönemin sanatçılarıyla da arasının bozuk olduğunu gösterir. 
 Rüstem Paşa Camii bulunduğu konum itibariyle iki çarşının arasında kalıp Tahtakale'nin o karmaşası arasında insan yoğunluğunu düşünürek o kadar akıllıca imar ettirmiştir ki  Sİnan, geçitleriyle o karmaşayı daha karışık hale gitrmeyip, camiyi oraya çok iyi oturtmuştur.
 Çinileriyle turistler tarafından oldukça yoğun bir ilgi duyulmasına karşın Rüstem Paşa Camii, malesef halkımız tarafından pek bilinmez ve Yenii Camii'nin görkemi altında hep unutulur.

 Rüstem Paşa Camii Çinileri
















Girişi, avlusu, çevresi...














Fotoğraflar: Fevzi TELLİ
Kaynak: İstanbul'da 100 Mimar Sinan Eseri, Wikipedia
Şehr-i İstanbul Facebook Sayfasını

1 Kasım 2011 Salı

Evliya Çelebi'yi Seyyah Yapan AHİ ÇELEBİ CAMİİ

Ahi Çelebi Camii
İstanbul'da bazı yapılar vardır ki hergün önünden geçer bakar ama göremezsin amma bir kere sırrına nail olduktan sonra gözlerini o yapıdan ayıramaz ve her geçtiğinde tekrar görmek istersin... İşte bu yapılara bir örnekte Ahi Çelebi Camii'dir. Eminönü'nde sahil şeridinde, Eminönü otobüs durakları ile İstanbul Ticaret Üniversitesi arasında kalır. Rüstem Paşa Camii ile karşılıklı komşudur. 
 Yapının banisi Ahi Çelebi Osmanlı'nın en parlak dönemlerine şahit olmuş; Fatih Sultan Mehmet, II. Beyazıt, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde yaşamış  zamanının önemli doktorlarındandır. İlk eğitimini babasından almış, Mahmutpaşa'da bir dükkanda doktorluk yapmıştır. Fatih Darüşşifası'nda baş hekimliği kadar yükselmiştir. Doksan yaşında çıktığı Hac yolculuğunun geri dönüşünde rahatsızlanarak Mısır'da vefat etmiştir. Mısır'da İmam Şafii türbesine defnedilmiştir.
 Ahi Çelebi'nin 1524'te ölmesi ve yapının bu tarihten önce yapılması Mimar Sinan eser olup olmaması yönünde tartışmalar doğurur. Ancak genel görüş Mimar Sinan'ın bu camiyi baştan sona onarıp yeni bir görünüm kazandırdığıdır. (Tuhfetü'l Mimarin Sai Çelebi ) Mimar Sinan caminin ilk mimarı olmasa da onu yeniden inşa eden mimardır.
 Ahi Çelebi Camii Evliya Çelebi için oldukça önem arzetmektedir. Meşhur Seyahatnamesi'nde buradan: "Yemiş İskelesi'nde helal malla yapılmış Mimar Sinan yapısı Ahi Çelebi Camii" diye bahseder.
  Evliye Çelebi için Ahi Çelebi Camii'yi önemli kılan ise gördüğü meşhur rüyanın burada geçmesidir. Evliya Çelebi 1040 Muharrem'inin aşure gecesinde, evinin köşesinde murat uykusuna yatar ve rüyasında kendinin Yemiş İskelesi yakınındaki eski bir cami olan Ahi Çelebi Camii'de bulduğunu anlatır. Rüyada caminin nurlu bir cemaatle dolduğunu görür. Evliya Çelebi, bu kalabalığın kimlerden oluştuğunu merak eder yanındaki zata (Okçuların Piri Sa'd İbni Vakkasi) sorar. O da Evliya Çelebi'ye caminin içindekileri tek tek gösterir, tanıtır ve kalabalığın peygamber ruhlarından evliya ve asfiye ruhlarından oluştuğunu anlatır. Hz. Ebubekir'i, Hz Ali'yi , Hz. Osman'ı, Hz. Ömer'i, Hz Veysel Karani'yi,Hz. Bilal-i Habeşi'yi, Hz. Hamza'yı, gösterir. O sırada Hz. Muhammed, sağında Hz. Hasan solunda Hz. Hüseyin ile birlikte camiye girer. Hz. Muhammed'in kıldırdığı sabah namazının ardından Evliya Çelebi Kuran-ı Kerim okur. Sonra yanındaki zat elinden tutar ve o meşhur sahne vuku bulur. Hz Muhammed'in elini öper ve "Şefaat ya Resullah" diyeceğine "Seyahat ya Resullah" der. Hz Muhammed tebessüm edip, "Allah'ım şefaati, seyahati ve ziyareti sağlık ve esinlikle kolaylaştır" der. Nurlu kalabalık camiden çıkar Çelebi uyanır. Böylece Evliya Çelebi'nin seyahat arzusu ateşlenir.



Ahi Çelebi Camii'nin mimarisine bakacak olursak oldukça farklı bir iç mimariye sahip olduğunu göreceğiz. Kapıdan içeri girdiğimizde caminin iki eşit bölümden oluştutğunu görürüz. İlk bölüm ayakkabılıkların bulunduğu "son camaat" bölümüdür. Burası altı kubbeden oluşmuş ve kemerli görünümüyle 
 akla hemen Karaköy'de ki Yeraltı Camii'yi getirir. İkinci kapıdan da girince basık kubbesi, küçük balkonuyla, renkli camları, minberi ve camlarıyla bir bütünlük sağlayan mihrabını görürüz.

 1653 yangınında, 1984 depreminde ağır hasar alan cami yakın zamana kadar harebe durumdaydı. Zemini kaymış, minaresi yıkılmış durumdaydı ve çelik kafeslerle ayakta durmaktaydı. 2005 yılında başlayan restarasyon çalışmaları 2007 yılında bitmiş ve ibadete açılmıştır. 2011 yılı itibariyle etrafı düzenlenmiş, arabaların etrafını sardığı o görünümünden kurtulmuş ve çok güzel bir çevreye sahip olmuştur. İstanbul'a yolu düşenin muhakkak uğradığı yerdir Eminönü, yolunuz bir daha düşerse uğramanızı öneririm...










Fotoğraflar: Serdar AKYOl, Fevzi TELLi
Şehr-i İstanbul Facebook Sayfasını
 
Copyright 2010 İstanbul